13.07.2021

"Yönetimde İyilik" kavramı üzerine hasbihal


 

Yönetim ve iyilik

İyi yönetici olmak mı? Yöneticilikte iyi olmak mı?

Bazı kavramları günlük hayat içerisinde sıkça kullanıyoruz ama anlam ve manaları üzerinde çok da derin tefekkür etmediğimizin farkına vardım. Yöneticilik dediğinizde tepkisel olarak aklımıza gelen öncelikli düşünceler, genellikle şirketlerin yönetim kademelerinde, hiyerarşik konumlarını belli eden sıfatlara haiz, birtakım insanların faaliyetleri, davranış tarzları ve kimlikleri aklımıza geliyor. Ya da günlük hayatımızı etkileyen siyasetteki liderler, resmî kurumlarda kamu hizmeti yerine getirmeye çalışan, birtakım makamlarda oturan, insanları hayalimizden geçiriyoruz.  

Burada konumuzun sorusunu farklı şekillerde sormak mümkün diye düşünüyorum. İyi bir yöneticinin ne olduğunu mu irdelememiz gerekiyor ya da yöneticilikten iyiliğin nasıl üretileceği, yöneticilik faaliyetleri neticesinde bir iyiliğin ortaya nasıl çıkarılabileceğine mi? kafa yormamız gerektiğine dair de zaman zaman çelişkiye düştüğümü gördüm. Doğru, bugün birçok insan kaynakları, sitesindeki ilanlara, çevremizdeki iş ile ilgili, istihdamla ilgili, sohbetlere baktığımızda “iyi yönetici” kavramı üzerinden birçok cümlelerin kurulduğunu, taleplerin, isteklerin yerine getirildiğini, ortaya atıldığını şahit oluyoruz.  Falanca şirket genel müdür alacakmış, iyi bir genel müdür arıyorlar.  İyi bir mühendis ihtiyacımız var. Yönetici bulalım ama lütfen İyi bir yönetici olsun, gibi etrafınızda iş dünyasında sarf edilen cümleleri duyar gibi oluyorum. Ya da okul yıllarında öğrenimi devam eden öğrenciler özellikle de mezuniyet aşamasına gelmiş olanlar için iyi bir yönetici olmanın fırsatlarını yakalayabilecekleri iş fırsatlarını konuştukları, hangi kanalda, hangi sektörde, bunu elde edebileceklerini ya da bunu ulaşmak için neler yapmaları gerektiğine dair sohbet ettiklerine şahit  olabilirsiniz. Geçmişte benzer aşamalardan bizler de geçtik. Bizler de o aşamalarda belki ilk günlerde bunun niteliği üzerinde çok fazla kafa yormuyor olsak da sadece bir iş sahibi olmak, gelir elde ediyor olmak bir mesleği yerine getiriyor olabilmenin şartlarını sağlamak, önceliklerimiz arasında gibi gözükse de, iş hayatına adımımızı attığımız günlerin, hemen akabinde iş ortamı içerisinde nasıl başarılı olduğumuz, olamadığımız, iş imkânlarından ne kadar faydalanıp, faydalanamadığımız, hak ettiklerimizi ne kadar alıp almadığımız gibi konular üzerinde daha fazla sıklıkla kafa yorar, fikir beyan eden veya sohbet eden şahıslar haline  gelmeye başlıyoruz. Yöneticinin ne olduğu iyi bir yöneticinin nasıl olması gerektiği ile ilgili Google’a bir soru yazdığımızda yüzlerce binlerce metin, çalışma video, makale, karşımıza çıkıyor. Bir sürü maddeler sıralanabiliyor. Bunlarda genel ekseriyetle de belli formatların geçerli olduğunu görüyoruz. İyi bir yönetici iyi bir eğitim almış olmalı, İyi bir yönetici muhakkak suretle en az bir yabancı dili anadili gibi kullanabiliyor olmalı. Alanında iyi bir okulu bitirmiş olmalı. İyi bir yönetici parlak bir deneyim tecrübesine sahip olmalı. Hedefleri olmalı hırsları olmalı gibi daha onlarcasını sıralayabileceğimiz özelliklerin yazdığını, talep edildiğini ya da bunlara ulaşmak için, neler yapılması gerektiği ile ilgili, tavsiyeler, eğitim imkanları karşımıza çıkıyor. Tüm bu içerikler bu sıfatın nasıl üretileceği konusunda yeterli ipuçlarını sağlayabiliyor mu?

İyiliğin üretilmesi konusu üzerinde durmamızın önemli olduğunu düşünüyorum. Yani, iyi bir yöneticinin tanımını,  gerek şartlarını konuşmaktan öte, yönetici olduktan itibaren iyiliğe nasıl hizmet edebileceğinizin , belki felsefesini , zihniyetini ipuçlarına arıyor olmamız hem içinde bulunduğumuz çağın ihtiyaçlarına  daha uygun ,  hem de ağırlıklı olarak öğrencilerden oluştuğunu düşündüğüm bu kavramın anlamına ihtiyaç duyacağını düşündüğüm kitlenin henüz bu aşamalarda , hayatını planlarken , mesleki geleceğini planlarken , kariyerini planlarken , hedefleri içerisinde ve yapması gerekenler listesi içerisinde talip olduğu meslek ve işlerde nasıl bir borcu yükleneceğini de bugünlerden düşünmeye başlaması zannediyorum toplumumuz için bir kazanç olacaktır.

Yöneticilik vasıflarına yönelik kısaca şöyle bir çalışma yaptığımda şunu gördüm ki, çok eski çağlardan itibaren gerek felsefi metinlerde gerek dini metinlerde, yöneticilik çok önemsemiş ve önemli anlamlar yüklenmiş bir vasıf olarak karşımıza çıkıyor. Yani bir mesleğin yetkinliklerinin sıralandığı listeden öte, yöneticilik vasfına sahip olmak, gerek eski Yunan metinlerinde, felsefe metinlerinden tutun, İslam felsefesi metinlerinde de buna benzer devam fikir ve düşünceler olduğuna rastlıyoruz. Yöneticilik, sahip olunan bir "nimet" olarak tarif ediliyor.  Yani yönetici olmak bir nimettir deniyor ve bu nimet sahip olunan açısından şükredilmesi ve karşılığının verilme yükümlülüğü bulunan bir vasıf olarak tanımlanıyor. Yani bir kişi eğer bir yöneticilik vasfına haiz olmuş bu yetkiyi kendisinde bulmuş ise bu onun açısından bir nimet, şükretmesi gerektiği bir nimet, kıymetini bilmesi gereken bir nimet ve sadece sahip olması yetmiyor, sahip olduğu bu nimete, karşılığında bir borçlanma ile karşı karşıya kalıyor. Yani bu nimeti kendisine veren topluma karşı, bunun karşılığını devam ettirmesi, sürdürmesi ve liderliği yayması gerekiyor. Liderlik yetkilerini kullanarak o topluma borcunu ödüyor olması gerekiyor. Borcu olan hizmeti üretiyor olması gerekiyor. Bu kabul çok önemli bir konumlandırma yapıyor aslında yöneten ve yönetilenler arasında değil mi? veren ve alanın olduğu, güç ve yetkinin aynı zamanda borç edimi doğurduğu hassas bir denge oluşuyor.

İyilerin iyilik standardı ise bu borç ödevini ne kadar hakkı ile yerine getirdiği ile ölçülüyor. Yani biraz önce bahsettik birtakım cümleler kurduk, “iyi yönetici” vasıfları saydık. Kariyer ilanlarında “iyi yönetici”lik vasıflarına nasıl talep edildiğinden örnekler verdik .Geçmişe baktığımızda geçmiş dünyada “iyi yönetici”lik borcunu hakkı ile yerine getirmiş , görevini hakkıyla yerine getirdiği takdirde makbul bir yönetici olmak olarak tanımlanmış .Burada sadece eğitimi almış olmak , bu nimete bir şekilde sahip olmaktan öte , iyilik standardı ondan sonra belli oluyor yani hakkıyla görevini yerine getirmiş , borcunu ödemiş beklentileri karşılamış ve bu konuda da sınırları ölçüleri kurallara bozmamışsa başarılı bir yönetici olarak karşımıza çıkıyor.

Metinlere baktığımızda günümüzün birçok kriterleri ile de esaslı paralellik kurduklarını görüyoruz. İyi bir yönetici olmak için,  gerek karşısındaki ile nasıl bir iletişim halinde olması gerektiği ve paralelinde kendisinin nasıl bir kişilik sahibi olması gerektiğine dair çok sayıda tavsiye ve önerileri rastlıyoruz.

Günümüzün pratiğine baktığımızda, çalışan hayatı içerisinde vatandaş olarak, yönetilenler olarak, yani yönetilen sıfatını taşıdığımız ve yönetenlerin var olduğu her ortamda bu devlet yönetiminden tuttun, bir iş ortamına ya da bir sosyal ortama uyarlayabileceğimiz çok geniş bir kapsamı içeriyor. Ama hangi alanda bulunursak bulunalım yönetilenler ile yönetenler arasında karşılıklı bir beklenti ve birbirlerini tartma, ölçme işleminin de süre geldiğini gözlemliyoruz, yani kullandığımız “iyi yönetici” kavramının bir kısmı, yönetilenlerin yönetenler açısından yaptığı değerlendirmelerden oluşuyor. Birkaç cümle örneği verecek olursak farz edelim bir şirkette çalışan çalışanların kurduğu cümleler olsun bunlar mesela biri diyebilir ki

“Adam on numara vallahi ara sıra işe geç kalırım hiç sesini çıkarmaz ne zaman izin istesem verir”

Kulağa nasıl geliyor? pozitif manada tarif edilmeye çalışılan, arkasında İyi bir yönetici hükmünü barındıran, bir cümle. Öyle değil mi? ya da

” vallahi şeker gibi adam bugüne kadar işimize hiç karışmadı odasında oturur, önüne götürdüğünüz her şeyi onaylar”

 Burada da bakıyoruz olumsuz bir tonlama yok sanki.  Peki

“Enteresan adam abi! sabahın köründe ofiste adam. Geliyor, akşam da çıkmak bilmiyor, her akşam eve giderken kendimi suçlu hissediyorum adam orada otururken”

 Burada da sanki biraz negatif bir tonlama var böyle değil mi? ya da bakıyoruz

“Adamın korkusundan ne diyeceğimizi her seferinde 3 kere ölçüp tartıp yanına giriyoruz, bıktım vallahi “

Bir Serzeniş var sanki öyle değil mi?  Yöneticinin tanımından, tarif ediliş şeklinden, örnekleri çoğaltabiliriz ama verdiğimiz örnekler İçerisinde pozitif ya da negatif anlam ya da çağrı oluşturan örnekleri gördük. Bu

“Sabahın köründe gelip akşamın darına kadar ofisten çıkmayan,

“Önüne gelen teklif ya da önerileri fikirleri üç kere dört kere tartmak” zorunda bırakan yöneticilere, baktığımızda bunların patron ya da varsa bir üst yöneticilerinin onlar hakkındaki düşüncelerine baktığımızda tam tersi tonlamalarla karşılaşabiliriz

“Aslan gibi genel müdürüm var gözüm arkada kalmıyor, adam günün 18 saatini şirkete adıyor, işte gözüm arkada kalmıyor bende diğer işlerim ile ilgileniyorum “ diyen bir holding patronunun sesini duyabiliriz bu yakınmanın arkasından. Şimdi “iyi yönetici” dediğimizde hangisine kulak vereceğiz? ya da referans olarak hangisini esas alacağız? çalışanın içinde yaşadığı şartlardan şikâyet etmekten kaynaklanan zor ya da kötü yönetici şikayetlerini mi ya da normalin çok üstünde mesai sarf ettiği için kendisini takdir eden patronunun “iyi yönetici” tariflerini mi?

 Tabi bu kavramlarla ilgili münakaşayı tartışmayı farklı örneklerle ve farklı değer yaklaşımlarıyla sürdürebiliriz, bunun kesin bir neticeye varabileceğini de düşünmüyorum açıkçası. O yüzden gelin biz şöyle bir yöntem izleyelim, yöneticinin iyilik üretebilir olması niteliği üzerinden bakmaya çalışalım.  Aksi takdirde yapılan faaliyetlerin neticelerinden etkilenenlerin durumuna göre, yöneticiliği iyi, kötü, yeterli, yetersiz gibi birtakım sınıflandırmalara tabi tuttuğumuzda bunun yetersiz kalacağını ya da bir mutabakata varamayacağımızı bunun felsefi bir köküne düşünsel bir doğrusuna ulaşamayacağımızı hissediyorum. O yüzden iyi bir yöneticinin elindeki yetki, salahiyet inisiyatif, sahip olduğu yetenekleri ne yönde kullanabildiği ile alakalı neticesinde ne ürettiğine, iyilik üretip üretemeyeceğine bakıyor olmamız gerekir. Peki iyiliğe nasıl karar vereceğiz?

 Neyin iyi ya da kötü olduğu ile ilgili kararlarımızı nasıl veriyor olacağız?  Onu da çok basite indirgeye biliyor olmamız gerekiyor. İyilik nedir? diye sorduğumuzda Google’da çok net cevabı çıkmayan belki sorulardan bir tanesi olduğunu gördüm. İyilik nedir? diye yazıyorsunuz bir sürü alakasız metin, makale falan yüzlerce binlerce şey çıkıyor.  Ama iyilik şudur gibi bir cevap neredeyse yok gibi. Peki tersinden bakmaya çalışalım. Bazen kavramların tersi yüzünün izahını yapmak da faydalı olur bu çok pratik bir yöntemdir, tavsiye ederim sizlere de. Birçok konuda geçerlidir kötülük nedir diye? baktığımızda iyiliği tarif etme noktasında daha fazla veriye ulaştım, bu manada kötülük nedir? ya da iyilik nedir? ’i tarif etmeye çalışırken şu kavramlarla karşılaştım. Beni oldukça etkiledi açıkçası düşünce ve felsefe tarihinin temellerini atan metinlere baktığımızda, insanlığın üç temel gücünün olduğunu belirtiyorlar. İnsanlığı etkileyen, insanların davranışlarını sosyal hayatını, kişiliklerini değerlerini etkileyen üç temel güç var. Bunları, öfke, arzu ve düşünce gücü. İnsanların bir öfke gücü var, bir arzu gücü var, bir de düşünce gücü var. Bu üç güçten iki tanesi beden ile alakalı öfke adı üstünde insanın bir öfke psikolojisi var. Bir arzu duygusu var, hormonlarla desteklenen, psikoloji ile değişebilen farklı şekillerde davranışlara yansıyan bir arzu gücü ve ruhsal olarak tarif edilen, bir de düşünce gücü var. Bütün bu üç temel gücün insanlarda tezahür ediş şekilleri üç farklı seviyede meydana çıkabiliyor. Yani bunlar ifratla tefrit arasında gidiyorlar eski deyimle, yani aşırılıkla çok düşük performans arasında ve orta normal hallerinin tanımlamalarına ve bunların kavramları üzerine baktığımızda karşımıza, bizi iyilik kavramını anlamanıza yarayacak bir yol ortaya çıkıyor sanki ; ne demek istiyoruz ,öfke halinin aşırılığı , saldırganlık  , şiddet gibi davranışlara , sebebiyet veriyor .Bu öfke halinin en düşük versiyonu Korkaklık sinmiş olma hali gibi davranışlara sebep verirken bunun itidal hali yani ortalama hali bize bakıyorsunuz cesaret kavramıyla karşı karşıya getiriyor. Yine arzuya baktığımızda, ortalaması makulü iffet kavramı karşımıza çıkıyor. Yani bunun aşırılığı şehvet, arzunun makulünün, itidal halinin İffet olduğunu görüyoruz. Düşünce gücü ile ilgili baktığımızda da hiperaktif düşünceye sahip olanlar, radikal düşüncelere sahip olanlar düşünceyi dünyasında hiç barındırmayan eblehler aptallar diyelim ya da adına ne dersek genelde hakaret sınıfından kelimelerle karşılaşıyoruz. Ve düşüncenin makul seviyesinin de İrfan hikmet gibi kelimelerle eşleştiğini görüyoruz. Yani bu insana yön veren üç gücün makul olma hallerini toparladığımız da hikmet, İffet, cesaret gibi kavramlar ortaya çıkıyor ve bu üçünün bir araya gelmesi, bir arada bulunuyor olması şöyle tarif edilmiş, adalet. Bu erdemli olma halidir.

Yani bir insan Hikmet sahibi yani düşünce gücünü ortalamada makul seviyelerde kullanabiliyor, arzu gücünü, İffeti şehvetini yönetmesini biliyor, öfkesini de fevrilikle değil cesaret ile yönetiyor ve bunların her birine birden sahip olabiliyorsa, adaletli davranabilen, adalet duygusuna sahip olan bir sistem ortaya çıkıyor, yani İtidal hali, kararlığa ulaştıran istikrarı muhafaza eden bir iklim.

İtidale sahip olmanın erdem olduğunu, bu üçünü bir arada bulundurup bunu adalete dönüştürebilen, bir insan karşımıza çıktığında iyiliğin ancak Adalet üzerinden tesis edilebildiği sonucuna varıyoruz.

“İyi yöneticiler" hatta yöneticiliğin üzerinde liderlik tanımlarında da  liderlik vasıfları sıralandığında , en önde gelen beklentilerin başında adaletli olmaları geliyor ama bu adalet kavramının nasıl sağlanacağı , ne demek olduğunun, arka planına baktığımızda  bir insanın karakteristiğini oluşturan, düşünce, arzu ve öfke güçlerinin itidalli ortalamasının yakalanmış olduğu bir insan tipinin olduğunu görüyoruz. O adaletli davranış tarzı düşünce tarzı bizi iyilik üretebilir bir vasfa taşımış oluyor.

Yani bu adalet kavramını İnsanın temel güç nitelikleri üzerinden tanımlayabiliyor olmak bizi çok hap gibi bir çözüme ulaştırıyor gibi geldi bana. Çünkü başlangıçta birçok notları almışım önüme , yöneticinin özellikleri, İyi bir yönetici nasıl olur ,ya da bir yönetici iyi bir hizmet ve borç edası yapabilmesi için  hangi özelliklere sahip olması gerekir diye tersinden sorularla aldığım notlara bakıyorum , birinci sıraya bu neticeye varmadan önce aldığım bir not bu, “Adil olmasını” yazmışım , güvenilir olmasını yazmışım, emin olmasını , sözünde duran ,merhametli, bilenlerle istişare eden, ölçülü olan, öfkelenmeyen, kibirlenmeyen, merhametli olan, ilgili olan, ihtiyaçları karşılayan, ihtiyaçları anlayan, şefkatli olan, övgülere aldanmayan, sonrasında hayırla anılmak isteyen,  sabırlı olan, saygılı olan, yaptığı işe saygı duyan, beraber iş yaptıklarına saygılı davranan, yaptığı işe önem veren, çalıştıklarına önem veren,  çalışkan , liyakatli, zamanlaması doğru olan, azimli olan, cömert olan, motive edici olan sorumluluk alan, gibi onlarca not almışım . Fakat demek ki adil olmadan, adaleti sağlayabilecek nitelikleri iç bünyesinde barındıramamış, bu kişiliğini geliştirememiş olanların iyilik üretme imkânlarının, kabiliyetlerinin düşük olabileceği gibi bir neticeye varıyoruz. O yüzden İyi bir yönetici olmak için tabii ki eğitimimize önem vereceğiz, ama yöneticilik sadece resmi tanımlamalar, devlette, özel kurumlarda profesyonel bir ilişki ya da kontratın meydana getirdiği bir sıfat olmamalı, yönetim aynı zamanda insanın kendini yönetmesi üzerinden de düşünmemiz, kafa yormamız ve özen göstermeniz gereken bir kavram olmalı. Yani insan önce kendini yönetebilmeli , kendini bilmeli tanımalı , eksiklerini ya da aşırılıklarını törpüleyip , ortalama ve itidalli nitelikleriyle doğru kararlar alabilen, alabilip bunları elde etmek için gerekli noksanlıklarını tamamlama gayretini kendinde gösterebilen, kendini yönetebilen yöneticiler olarak hayatımıza bir mana verip , yolumuza devam ediyor olmamız , diğer karşılıklı kontratlar ile oluşan yöneticilik vasıflarını zannediyorum kolaylaştırır .Çünkü felsefi olarak da ne dedik, iyi bir yönetici ,iyilik üreten bir yönetici olmanın  ana şartlarından bir tanesi adaletten geçiyor, adaletin olmadığı herhangi bir yönetim sisteminin ayakta kalması, kabul görmesi süreklilik arz etmesi , mümkün değil. Sizi seviyor olmaları, takdir ediyor olmaları, başarılı olmanız, başarı kriterlerini yerine getiriyor olmanız, hepsi bundan sonra gelir. Adalet duygusunu hissettiremediğiniz hiçbir davranışta diğerleri ile ilgili elde ettiğiniz pozitif neticeler, gerçek amaca nihai sonuca hizmet etmez. Geçmiş tecrübeler, benim kendi kişisel hayat tecrübelerim, tarihsel yorumlamalar, devletlerin genel tarihlerine, hayat standartlarına, kendilerini sürdürebilip sürdüremediklerine, hangi aşamalarda ne sebepten güçlerini kaybettiklerine, ömürlerine son verdiklerini baktığımızda hepsinin temelinde adalet, adil olmak doğru olmak, kendisine dürüst olmak gibi niteliklerin, varlıklarını sürdürüp sürdürmemelerinde temel unsur olduğunu görüyoruz. O yüzden adalet duygusunun tesisi buna sahip olmak bunda samimi olmak, bunu da  başta kendine dürüst olarak sağlamak, önemli bir unsur bizim için. Bunun da tesisi için önce kendinizi yöneten, kendisinin iyi bir yöneticisi haline gelmiş insanlar olur isek, diğer kontratlarla zımni ya da fiili kontratlarla oluşan yöneticilik sıfatlarımız zannediyorum daha başlangıç aşamasında adalet duygusuna sahip, bunun farkındalığını sağlamış, diğer gerekleri içinde gereken gayret ve noksanlıkları için gayretini esirgemeyen, bir kişilik olarak kendimizi görürüz. Bunun bize çok ciddi faydalar sağlayacağına inanıyorum, çünkü bugün Plaza dili ile KPI diye tabir ettikleri bir takım performans göstergeleri, performans kriterleri, yöneticiler açısından dönemsellik arz edebilir. Bunların bir kısmı zamanla ilgili, zamanın kabul şartları ile ilgilidir. Bugün başarı kabul edilen yarın başarısızlık, ya da hiç anlamsız kriterler haline dönüşebilir. Zamanla ilgili şeylerdir bunlar ve başarı kriterleri denen standartların birinci özellikleri değişkenlikleridir zaten hiçbir başarı kriteri üç senenin ötesinde kendisini muhafaza edemez. Ya gerçek dışıdır ortadan kalkar ya da geçerliliğini yitirmiş, bir adım ötede, bir seviye yukarıdaki yeni bir başarı kriterinin, seviyesine yerini bırakmak zorundadır. O yüzden onları yakalamanın şartları, detayları, güncel, günceli oluşturan bir gündemdir ama bunları başarabilmenin niteliğinin ne olduğunu konuştuğumuzda, ki burada adalet kavramı üzerinde yoğunlaştık, adil olan, dürüst olan, kendini doğru yönetebilen, kişilik  ve birikime, donanıma sahip insanların güncelin, değişkenliklerini çok daha kolay yakalayabileceğine, noksanlıkları karşısında çok daha doğru tespitler yapabileceklerini, eksikliklerini de çok daha kısa sürede tamamlayabileceklerini söyleyebiliriz. Başarısızlıkları noksanlıkları karşısında mazeret üreten, sebeplerini başkalarına havale eden, kendisinde mümkün olduğunca noksanlık bulamayan bakış açıları, kişilik yapıları, sadece zaman kaybedecektir. Ya da kendisini olduğu gibi çevresini de kandıracaktır. Bu da yapılan hiçbir şeyin dürüst, doğru ve adaletli olmaması gibi zaten baştan başarısızlığa mahkûm bir senaryo karşımıza çıkartacaktır. Buna dikkat ediyor olmamız lazım. Bu kendimizi yönetebilir olma, kendisini yönetebilen insan, kendisinin farkına varabilen insan olmanın, gereklerini keşfetmek bunların metodolojilerine kafa yormak, bunu nasıl başaracağımız ile ilgili arayışlar içerisinde olmak için , özellikle  gençler, bulundukları aşama itibariyle çok çok şanslı bir zaman dilimindeler. Çünkü bunları yapabilecek, bunları yapmak için fırsatları elde edebilecek bir çağdalar. Gençler ! bu fırsatı, bu algıyı, bu farkındalığı, önemseyin.  

Kendinizi yönetebilecek niteliklere nasıl sahip olacağınızı merak edin, bunun çok farklı yöntemleri var ve inanın düşünce dünyasının, düşünce tarihinin, felsefe tarihinin, iş dünyasının, eğitim müfredatlarının, rafları, satırları, sayfaları, ciltleri bunlarla dolu. Bunlara hangi kanaldan, hangi çeşidiyle yönelirseniz yönelin, doğru soruyu sorduğunuz takdirde, boşlukları doldurabilecek bir sürü materyal ile karşılaşacaksınız ve bunlara sahip olup bunları öğrenin. Yeter ki talep edin neyi talep edeceğiz? kendimizi doğru yönetebilen kişi olmak için ne yapmak gerekiyor. Bunu nasıl başaracağım, bunu hangi yöntemlerle başaracağım, sorularını kendinize sorun ve yöntemleri zaman içerisinde zaten kişilik yapınıza bağlı olarak elersiniz. Neyin elverişli kullanışlı olup olmadığı, neyin daha az kullanışlı olacağı ile ilgili kararları verir duruma gelirsiniz.

Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız, kıdem, liyakat, her zaman vardır. Bizce saygı duyulması gereken bir ölçüdür ama yöneten ve yönetilen bir arada eşit varlıklardır. Yönetilenlerin olmadığı, yönetilenlerin tepki vermediği, bir dünyada yönetenlerin hiçbir anlamı olmazdı. O yüzden ne yönetenleri kutsayalım, ama saygı duyalım, ne de bunların karşısında eşit varlıklar olduğumuzu unutalım. Ve her an bir yöneten olabileceğimizi hatırlayalım.

Kendisini yöneten biri olarak, ilerideki atacağımız adımlar da kontratlı sahip olacağımız yöneticilik ya da yöneten yönetilen sıfatlarını taşıdığımız bölgelerde, sektörlerde, ortamlarda, bu özgüveni, bu algıyı edindiğimiz andan itibaren ne ezilen bir yönetilen ne de ezen bir yönetici oluruz. Bu farkındalık, bu olgunluk, bu düşünce, bu fikir seviyesi bize her zaman adil, sorumluluklarını bilen, sorumluluklarını yerine getirmek adına ne yapması gerektiğinin farkında olan, içinde bulunduğu şartları doğru tahlil eden, o şartlara uygun çözümler üretebilen, bunları çözmek adına da sorumlu olduğu topluluktan ihtiyacı olan desteği çok rahatlıkla sağlayabilen yöneticiler olmamıza yardımcı olur.

Yöneticiler ne kadar kabiliyetli ne kadar karizmatik ne kadar becerikli ne kadar azimli olurlarsa olsunlar yönettiklerine ihtiyaç duyarlar. Yönettikleri ile ne kadar hemhal olabilir ve karşılıklı memnuniyet sağlayabilir, karşılıklı rıza’lık sağlayabilirlerse başarıları o kadar kalıcı daim ve gerçek olur. Bunu da unutmayalım. Karşılıklı ihtiyaçları gidermektir aslında iyilik. İyilik kavramını adalete bağladık ama adalet nedir? adalet aynı zamanda,  eşitlik duygusu oluşturan bir kavramdır eşitlikte adalet yoktur gibi bir yargıya da sık sık gidilir, kastımız o değil, adalet eşitlik duygusu oluşturur derken, hakkını elde edebilme eşitliğinden bahsediyoruz. Adalet bunu sağlar. Herkesin hakkını elde edebilme özgürlüğü ve imkânına sahip olduğuna dair inancı ne kadar var ve güçlüyse eşitlik duygusu o oranda güçlenmiş olur. Adil olabilme niteliklerini kendine edinmiş, kendini yönetmeyi öğrenen, bu yolla da girdiği herhangi bir alanda yöneticilik tecrübesi edinmeye başlayan biri ise aynı zamanda karşısındakilerin ihtiyaçlarını doğru anlayan, onları gidermek için gerekenleri yapabilen, bunları yapmak için de karşısındakilere ihtiyaç duyan, onları doğru organize eden, o ihtiyaçları onların ihtiyaçlarını karşılamak adına doğru kanalize eden “iyi yönetici”ler çıkar. Buradan iyilik çıkar. Neden iyilik çıkar. Çünkü bu tarz bir yönetim, bu tarz doğru anlayışla beraber yapılan işlerden doğru neticeler elde edersiniz. Hayır sadır olur eski tabirle. Çünkü gerçektirler, gerçek gayretler vardır, gerçek mesailer sarf edilmiştir. Gayret sarf edilmiştir. İyi niyetin olduğu, niyete uygun gayretin olduğu yerde sonuç vardır.

Çalışma ortamı içerisinde hedefleriniz vardır hedefsiz olmuyor. Bu hedefler her zaman inandırıcı hedefler olmalı. Ama lider veya yöneticilerin en önemli vasıflarından bir tanesi de inanılmazı inanılır hale getirmektir. Kitlenin genel temayülü başarılmış ya da başarılabileceğine kolay inandıkları hedefleri kabullenmektir, bolca mazeret üretirler. Ama lider olarak yönetici olarak, sizin vazifeniz ve kabiliyetiniz şudur. O inanılmaz gözüken hedefleri inanılır hale getirmek. Oradan çıkan enerji ile de genelde o hedefleri yaparsınız zaten.

Aynı zamanda bu inancı onlara verebilmenin temel yollarından bir tanesi duygularınızı onlara doğru aktarabilmektir. Duygusuzluk değildir. Onlarla zorluğu kabul etmek, onlarla sevilmek, onlarla üzülmek, bedeli onlarla ödeyebileceğinizi, ödeyeceğinizi bilmeleri, güvenmeleri, onlara bu motivasyonu sağlamakta ki en büyük gücünüzdür. Onlarla beraber oluyor olmanızdır.  “İyi yönetici” aynı zamanda bu niteliklere sahip olan çalışanları ile, çalışanlarla risklere ortak olur paylaşır. Başarıyı sahiplenip başarısızlığı çalışanlarına atfedenlerden değildir. Tam tersine başarıyı çalışanlarına atfeder, teşekkür eder, başarısızlık veya risk karşısında sorumluluğu üstlenir, çalışanlarını güven aşılar. Şimdi bu ortamdan elde edilmiş başarılar bu ruh hali bu duygusal atmosferle bu ilişki düzeni ile yapılmış başarılar gerçek olurlar, kalıcı olurlar, sürdürülebilir olurlar. Çünkü bu adil bir davranış tarzıdır. İşin pratiğini yönetici değil çalışanlar yapar, ekip yapar, takım yapar. O satırları yazan biri vardır, o arabayı taşıyan biri vardır, malı teslim eden biri vardır, üreten biri vardır, ambalajlayan biri vardır. Onların bu zincirin herhangi bir halkasındaki aksaklık, niteliksizlik, kalitesizlik, eyyamcılık nemelazımcılık, neticenin tümünü etkiler.

O yüzden işi yapan onlardır teşekkürü hak eden de onlardır bunun bilincinde olan ve böyle davranan bir yönetici böyle davrandığı için, elde ettiği güven ve sadakat, saygıyla birleştiğinde buradan bu faaliyetten operasyondan çıkan neticeler İyi olur, iyi olmak zorundadır. İyi olmanın dışında bir çaresi yoktur.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar