....Son yüz yılık periyot da kurgu olan her şey değişecek, bu değişime görünmez sanalcılar hakim olmaya ve yetersiz kalan her şeyi ikame etmeye çalışacak , ancak insanlığın yaradılıştan kendisine bahşettiği anlayış ,kavrayış sezgi ve zekası bu ikame gayretine rakip olacakmış gibi gözüküyor. Yetersiz kalmamaya çalışalım.
Covid19 yeni tip korana virüsü 2020 yılının başlangıcından
itibaren her geçen gün kendinden daha fazla bahsettiriyor ve Nisan ayı başı
itibariyle neredeyse tüm dünyada yegane
gündem konusu haline geldi. Sanki canlı bir bilim kurgu filminin içerisinde
yaşıyoruz.
Bütün bunları yaşarken yaşanılan durumun sebeplerini,
hayatımıza etkisini ve nereye doğru nasıl ve ne kadar bir zaman diliminde , neler
olabileceğini düşünen, bunları konuşan ve anlamaya çalışan bir gayret
içerisindeyiz.
Bu iklimde maruz kaldığımız bu olayların sebepleri yada
müsebbipleri ile ilgili tüm komplocu
yaklaşımları meraklılarına bırakarak yaşadıklarımızı doğru anlamlandırmak ve bu
sürecin sonrasında dünyanın bu yaşadıklarına nasıl bir tepki verebileceğini
olabildiğince doğru tahmin etmemiz gerekiyor.
Tüm bu olanlar kendiliğinden yada birileri tarafından
yapılmış olsun şu tespiti yapmak zorundayız, dünyada her gün ve hemen her ülkede
normal ölümlere ilave olarak bugün itibariyle 33.000 kişi hayatını kaybetti
335.000 kişi hastalığa yakalandı ve bunların 200.000’i hastalıkla mücadeleye
devam ediyor . Bu arda 114.000 kişi de
iyileşerek hayata döndü. Her yüz kişiden 4,5’u hayatını kaybediyor. Süreç devam
ederken kaç kişi daha bu hastalığa maruz kalacak ve hayatını kaybedecek
bilmiyoruz.
Süreci yöneten devletler, sağlık kuruluşları, uluslararası
kuruluşlar v.s gelişmeleri kontrol
altına almak, yayılmayı durdurmak ,hastalığın
tedavi yollarını keşfetmek ve bunların yanı sıra yaşanan durum devam ederken
düzenin nasıl sürdürülebileceğini, hastalığa maruz kalmayanların hayatlarını
nasıl devam ettirebileceklerine dair tedbir
almaya ve sağlam öngörülerde bulunmaya çalışıyorlar.
İstatistiki veriler , hastalıktan etkilenenlerin ortalama
profilleri, yaş grupları ,coğrafi dağılımı, ve yine fiziki ve matematik
mantıkla , hastalığın yayılımının kontrol edilebilirliği ve belirli bir çarpan
etkisi ile yayılımını azaltıcı tedbirlerini almaya çalışıyorlar.
İstatistiki değerlere bakıldığında dünya ölçeğinde rakamlara
bakıldığında ilk anda abartılmış yorum ve kabullerle mi ? karşı karşıyayız diye
soranlarla karşılaşıyoruz. Efendim kanserden günde şu kadar kişi ölüyor ,
nezleden her sene şu kadar kişi ölüyor
yada Ortadoğu’da son 10 yılda ölenlerin sayısı şu kadar milyon gibi
kıyaslarla konunun abartıldığı sonucuna varanlar az değil. İlk anda doğru gibi
gelse de aradaki farkın ne olduğunu düşündüğümüzde çok sayıda konuyu
farklılaştıran unsurun olduğunu görüyoruz.
Her şeyden önce salgın kaynaklı ölümler şu anda
bildiklerimiz kadarıyla herkesi öldürme potansiyeline sahip bu hafta prens
Charles’ın pozitif sonucu açıklandı. Bir çok seçilmiş devlet başkanı, hükümet
yetkilisi ,ünlü sanatçı, sporcu bu virüs
kaynaklı hasta sayılarına dahil oldular. Bunların bir kısmı maalesef ölüm istatistiklerine
de yansıyacak gibi gözüküyor. Yüksek seviyeli korumaya sahip olmaları,
arkalarında onlarca sağlık ekibi yada yüzlerce koruma olması onları bu virüsten
korumadı.
Yani bu dünyanın icat ettiği statüler insanı bu tehlikeden
korumuyor. Görünmüyor, gelebileceği bilense de süper organizasyonların en
korunanına ulaşabiliyor. Sokaktaki bir
kağıt toplayıcıyla aralarında fark yok gibi sanki. Alabilecekleri tedbirler ve
maruz kalma şekilleri hemen hemen aynı. Fark hasta olduktan sonra başlıyor
kısmen . Tedavi olma imkanları muhtemelen farklı.
Sahip olunan ekonomik imkanlar bu virüse ve etkilerine karşı
umarsız olma imkanı vermiyor. Şu günlerde sermaye sahibi kuruluş sahiplerinin
işleri ile ilgili endişelerinin seviyesi çalışanlarından kesinlikle daha az
değil. Çalışanın hakları ve yükümlülükleri ile İşverenlerin sahip olduğu haklar
açısından bakıldığında her iki taraf da bu hakları kullanmaya yönelik eylemlerini
yerine getirme konusunda acz içindeler gibi. Çalışanlar önemli ölçüde evlere
kapanmaya, gönderilmeye başlandı. İşverenler bir genelge ile faaliyetlerini
kısmen yada tamamen durdurmak zorunda kalmaya başladılar. İtalya da otellerin
hastanelere çevrilemeye başladığı yönünde haberler geliyor. Mülkiyet hakları
ile ilgili fiili durumlar oluşur mu? henüz bilmiyoruz. Sokağa çıkmak,
yüzyıllardır alıştığımız sosyal münasebetleri ve davranış tarzlarımızı
neredeyse tam aksine değiştirmek hatta
zorunda kalmak , Cuma namazları kılınamasın diye cami kapatmak herhalde bu
ülkede en seküler yönetimlerin bile karar vermekte tereddüt edeceği bir konu
iken bazı vatandaşlar inanmakta zorlansa da yaşanır hale geldi.
Örnekleri artırabiliriz , bir çok farklı durumu önümüzdeki
her gün yaşayacağız gibi görünüyor. Acaba tüm bu gelişmeler sürecin ne kadar
süreceği, etkilerinin ve bunları azaltmak yada engellemeye yönelik tedbirlerin sıra dışılıkları
hangi boyuta varacak .
Sanki tarihin bir yerlerinde, bu dönem ile ilgili “bir değişim fitilinin ateşleyicisi” gibi
tanımlamalar kurulabilir mi?
Buradan itibaren distopya ,ütopya, bilim kurgu adına ne
derseniz çok farklı senaryolar geliştirebiliriz. Bu kısa zamanda yaşanan
gelişmeler ve yaşanan değişiklikler, bu senaryoların günümüz standart
değerlerine ve gerçeklerine uyumluluğu ölçüsünden vareste tutulması hakkını
gelecek bilimcilere veriyor bence. Hiç kimse önümüzdeki yıllarda kağıt
paraların kaldırılması senaryosunu hayalci bulamaz sanırım. Hatta devletsiz para kripto para hakimiyetine
girmiş dünya ekonomisi virüs kabusundan da önce konuşulur konular arasındayken
bugün çok daha olası bir öngörü olmaya başladı. İnsan hakları, demokrasi, mülkiyet, yaşam hakkı kavramlarının içi
farklı cümlelerle mi? doldurulur,
gelir dağılımı yerine belki bölüşümü
kavramı mı daha çok kullanılır ? Fiziki
sınırların hiçbir anlaşma , savaş , ekonomik birlik yada benzer bir üst
hukuk hükmü olmaksızın bir genelge ile kapatılır hale geldiği dünyamızda
devletlerin egemenlik haklarının
sınırları yada tanımları değişir mi? Neye hükmettiğinizin öncelikleri
farklılaşır mı? Anayasalar birer
kitap olmaktan öte bu yeni dünyanın ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına sadece birkaç
madde hatta cümleden ibaret belgelere
mi dönüşür? Kanunların meclislerin, seçim yöntemlerinin, yasama , yürütme ve yargının hemen her daim ve çabucacık değişen kamu ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığının en uç örneklerini gördüğümüz bu günler bu soruların hiç birine hemen hayır cevabı
vermemizi engelliyor gibi.
Peki nasıl olur nereye evriliriz? Sorusuna her bir konunun
uzmanlarının eminim çok kıymetli ve ilginç cevapları olacaktır. En azından
meraklıları süreç içerisinde bunlara vakıf olacaktır. Ben şunu hissediyorum son
yüz yılık periyot da kurgu olan her şey değişecek, bu değişime görünmez sanalcılar hakim olmaya ve yetersiz kalan her şeyi ikame etmeye çalışacak , ancak insanlığın
yaradılıştan kendisine bahşettiği anlayış ,kavrayış sezgi ve zekası bu
ikame gayretine rakip olacakmış gibi gözüküyor. Yetersiz kalmamaya çalışalım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder