26.03.2020

Karantina günlerinde çalakalem fikirler…..






....Son yüz yılık periyot da kurgu olan her şey değişecek, bu değişime görünmez sanalcılar hakim olmaya ve yetersiz kalan her şeyi ikame etmeye çalışacak , ancak insanlığın yaradılıştan kendisine bahşettiği anlayış ,kavrayış sezgi ve zekası bu ikame gayretine rakip olacakmış gibi gözüküyor. Yetersiz kalmamaya çalışalım.



Covid19 yeni tip korana virüsü 2020 yılının başlangıcından itibaren her geçen gün kendinden daha fazla bahsettiriyor ve Nisan ayı başı itibariyle neredeyse  tüm dünyada yegane gündem konusu haline geldi. Sanki canlı bir bilim kurgu filminin içerisinde yaşıyoruz.
Bütün bunları yaşarken yaşanılan durumun sebeplerini, hayatımıza etkisini ve nereye doğru nasıl ve ne kadar bir zaman diliminde , neler olabileceğini düşünen, bunları konuşan ve anlamaya çalışan bir gayret içerisindeyiz.

Bu iklimde maruz kaldığımız bu olayların sebepleri yada müsebbipleri ile ilgili  tüm komplocu yaklaşımları meraklılarına bırakarak yaşadıklarımızı doğru anlamlandırmak ve bu sürecin sonrasında dünyanın bu yaşadıklarına nasıl bir tepki verebileceğini olabildiğince doğru tahmin etmemiz gerekiyor.
Tüm bu olanlar kendiliğinden yada birileri tarafından yapılmış olsun şu tespiti yapmak zorundayız, dünyada her gün ve hemen her ülkede normal ölümlere ilave olarak bugün itibariyle 33.000 kişi hayatını kaybetti 335.000 kişi hastalığa yakalandı ve bunların 200.000’i hastalıkla mücadeleye devam ediyor  . Bu arda 114.000 kişi de iyileşerek hayata döndü. Her yüz kişiden 4,5’u hayatını kaybediyor. Süreç devam ederken kaç kişi daha bu hastalığa maruz kalacak ve hayatını kaybedecek bilmiyoruz.
Süreci yöneten devletler, sağlık kuruluşları, uluslararası kuruluşlar  v.s gelişmeleri kontrol altına almak, yayılmayı durdurmak  ,hastalığın tedavi yollarını keşfetmek ve bunların yanı sıra yaşanan durum devam ederken düzenin nasıl sürdürülebileceğini, hastalığa maruz kalmayanların hayatlarını nasıl  devam ettirebileceklerine dair tedbir almaya ve sağlam öngörülerde bulunmaya çalışıyorlar.
İstatistiki veriler ,  hastalıktan etkilenenlerin ortalama profilleri, yaş grupları ,coğrafi dağılımı, ve yine fiziki ve matematik mantıkla , hastalığın yayılımının kontrol edilebilirliği ve belirli bir çarpan etkisi ile yayılımını azaltıcı  tedbirlerini almaya çalışıyorlar.
İstatistiki değerlere bakıldığında dünya ölçeğinde rakamlara bakıldığında ilk anda abartılmış yorum ve kabullerle mi ? karşı karşıyayız diye soranlarla karşılaşıyoruz. Efendim kanserden günde şu kadar kişi ölüyor , nezleden her sene şu kadar kişi ölüyor  yada Ortadoğu’da son 10 yılda ölenlerin sayısı şu kadar milyon gibi kıyaslarla konunun abartıldığı sonucuna varanlar az değil. İlk anda doğru gibi gelse de aradaki farkın ne olduğunu düşündüğümüzde çok sayıda konuyu farklılaştıran unsurun olduğunu görüyoruz.
Her şeyden önce salgın kaynaklı ölümler şu anda bildiklerimiz kadarıyla herkesi öldürme potansiyeline sahip bu hafta prens Charles’ın pozitif sonucu açıklandı. Bir çok seçilmiş devlet başkanı, hükümet yetkilisi  ,ünlü sanatçı, sporcu bu virüs kaynaklı hasta sayılarına dahil oldular. Bunların bir kısmı maalesef ölüm istatistiklerine de yansıyacak gibi gözüküyor. Yüksek seviyeli korumaya sahip olmaları, arkalarında onlarca sağlık ekibi yada yüzlerce koruma olması onları bu virüsten korumadı.
Yani bu dünyanın icat ettiği statüler insanı bu tehlikeden korumuyor. Görünmüyor, gelebileceği bilense de süper organizasyonların en korunanına  ulaşabiliyor. Sokaktaki bir kağıt toplayıcıyla aralarında fark yok gibi sanki. Alabilecekleri tedbirler ve maruz kalma şekilleri hemen hemen aynı. Fark hasta olduktan sonra başlıyor kısmen . Tedavi olma imkanları muhtemelen farklı.
Sahip olunan ekonomik imkanlar bu virüse ve etkilerine karşı umarsız olma imkanı vermiyor. Şu günlerde sermaye sahibi kuruluş sahiplerinin işleri ile ilgili endişelerinin seviyesi çalışanlarından kesinlikle daha az değil. Çalışanın hakları ve yükümlülükleri ile İşverenlerin sahip olduğu haklar açısından bakıldığında her iki taraf da bu hakları kullanmaya yönelik eylemlerini yerine getirme konusunda acz içindeler gibi. Çalışanlar önemli ölçüde evlere kapanmaya, gönderilmeye başlandı. İşverenler bir genelge ile faaliyetlerini kısmen yada tamamen durdurmak zorunda kalmaya başladılar. İtalya da otellerin hastanelere çevrilemeye başladığı yönünde haberler geliyor. Mülkiyet hakları ile ilgili fiili durumlar oluşur mu? henüz bilmiyoruz. Sokağa çıkmak, yüzyıllardır alıştığımız sosyal münasebetleri ve davranış tarzlarımızı neredeyse tam aksine değiştirmek  hatta zorunda kalmak , Cuma namazları kılınamasın diye cami kapatmak herhalde bu ülkede en seküler yönetimlerin bile karar vermekte tereddüt edeceği bir konu iken bazı vatandaşlar inanmakta zorlansa da yaşanır hale geldi.
Örnekleri artırabiliriz , bir çok farklı durumu önümüzdeki her gün yaşayacağız gibi görünüyor. Acaba tüm bu gelişmeler sürecin ne kadar süreceği, etkilerinin ve bunları azaltmak yada engellemeye yönelik tedbirlerin sıra dışılıkları hangi boyuta varacak .
Sanki tarihin bir yerlerinde, bu dönem ile ilgili  “bir değişim fitilinin ateşleyicisi” gibi tanımlamalar kurulabilir mi?
Buradan itibaren distopya ,ütopya, bilim kurgu adına ne derseniz çok farklı senaryolar geliştirebiliriz. Bu kısa zamanda yaşanan gelişmeler ve yaşanan değişiklikler, bu senaryoların günümüz standart değerlerine ve gerçeklerine uyumluluğu ölçüsünden vareste tutulması hakkını gelecek bilimcilere veriyor bence. Hiç kimse önümüzdeki yıllarda kağıt paraların kaldırılması senaryosunu hayalci bulamaz sanırım. Hatta devletsiz para kripto para hakimiyetine girmiş dünya ekonomisi virüs kabusundan da önce konuşulur konular arasındayken bugün çok daha olası bir öngörü olmaya başladı. İnsan hakları, demokrasi, mülkiyet, yaşam hakkı kavramlarının içi farklı cümlelerle mi? doldurulur, gelir dağılımı yerine belki  bölüşümü kavramı mı daha çok kullanılır ? Fiziki sınırların hiçbir anlaşma , savaş , ekonomik birlik yada benzer bir üst hukuk hükmü olmaksızın bir genelge ile kapatılır hale geldiği dünyamızda devletlerin egemenlik haklarının sınırları yada tanımları değişir mi? Neye hükmettiğinizin öncelikleri farklılaşır mı? Anayasalar birer kitap olmaktan öte bu yeni dünyanın ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına sadece birkaç madde hatta cümleden ibaret belgelere mi dönüşür? Kanunların meclislerin, seçim yöntemlerinin, yasama , yürütme ve yargının hemen her daim ve çabucacık değişen kamu ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığının  en uç örneklerini gördüğümüz  bu günler bu soruların hiç birine hemen hayır cevabı vermemizi engelliyor gibi.

Peki nasıl olur nereye evriliriz? Sorusuna her bir konunun uzmanlarının eminim çok kıymetli ve ilginç cevapları olacaktır. En azından meraklıları süreç içerisinde bunlara vakıf olacaktır. Ben şunu hissediyorum son yüz yılık periyot da kurgu olan her şey değişecek, bu değişime görünmez sanalcılar hakim olmaya ve yetersiz kalan her şeyi ikame etmeye çalışacak , ancak insanlığın yaradılıştan kendisine bahşettiği anlayış ,kavrayış sezgi ve zekası bu ikame gayretine rakip olacakmış gibi gözüküyor. Yetersiz kalmamaya çalışalım.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar